deniz-ozd36 @ hotmail.com

 

Yaklaşık yüz yıl önce, toplumda gelişen olaylar karşısında net bakış açımızı kaybettik. Hata üzerine hata yapmaya, haramlarla haşır neşir olmaya başladık. Geçen zaman zarfında olayları doğru tartma ve bu olaylar karşısında nasıl bir tutum sergileyeceğimizi belirleyen tepki mekanizmamızı yitirdik. Toplumun olmazsa olmazı olan "fikir", bizler için sıradan bir kavram hâline geldi; toplumun adeta can yeleği olan fikir açımızı kaybettik.

 

Bu süreçte toplum; toplumsal, ahlaki, sosyal ve ferdî alanların tamamında hızlı bir şekilde yozlaşmaya başladı ve kendi değerlerinden gitgide uzaklaştı. İslam devletinin yıkılmasıyla birlikte toplumun kontrol mekanizması tamamen ortadan kalktı. Artık insanlar diledikleri gibi yaşamaya başladılar; içine düştükleri bu hızlı çöküşün farkında bile değillerdi. Hayat, kontrolsüz bir biçimde ilerlemeye devam etti.

 

İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar çirkin bir tablo ortaya çıkmadı. Toplumsal huzursuzluk artık herkes için ayan beyan görünür hâle geldi. Yakın zamana kadar kültürleriyle yaşamaya çalışan toplum, tüm değerlerini kaybederek tamamen yozlaşmış; ahlak sınırlarını aşan, edep tanımayan bir toplum hâline geldi.

 

Toplumun önünde boy gösteren ve halkın ahlakını bozan sözde sanatçılar, dizi oyuncuları ve fenomenler türedi. Bu insanlar, toplumu saptırmada çok büyük etkiye sahip oldular; toplumun değerlerine tamamen ters düşen tavırlarıyla hızlı çöküşe öncülük ettiler. Fikirsel yönden çöküntü içinde olan halk, bu tür insanları kabullenmekte zorlanmadı ve onlar zamanla topluma yön veren isimler hâline geldi. Çirkin özel hayatlarıyla topluma kötü örnek oldular; sapkın fikirleriyle toplumsal sorunlarda söz sahibi olmayı başardılar. Öz güvenleri kırılmış insanlar üzerinde büyük bir etki kurarken, kültürüne bağlı insanları "gerici" olarak yaftaladılar. Özgüven adı altında, cahilce ve sapkın fikirlerini her platformda durmadan ifade ettiler.

 

Medyanın zorba baskısıyla bu insanlar sürekli ekran önüne taşındı. Sanat adı altında insanlar, sapkın programlara alıştırıldı. Yaptıkları ahlaksızlıkları büyük bir özgüvenle, utanmadan dile getirmeye başladılar. Haklarında hiçbir yasal yasaklama uygulanmadı; hatta devlet televizyonlarında yer alıp teşvik primleri dahi aldılar. Çevirdikleri dizilerle toplumu zinaya, şiddete ve ölüme alıştırdılar; insanın söylemeye haya edeceği sahneleri gözler önüne serdiler. Her türlü ahlaksızlığı normalmiş gibi gösterdiler. Yaptıkları müziklerle insanların duygularını istismar ettiler, Allah’a isyana sürükleyen ezgileri sanat adı altında meşrulaştırdılar. Hatta bu müzikler, sıkıntı içindeki insanları daha büyük çıkmazlara sevk ederek intihara sürükleyen bir sebebe dönüştü.

 

İki kültür arasında sıkışıp kalan toplumda çok büyük davranış bozuklukları meydana geldi. Bir yanda İslam’ın değerleri, diğer yanda Batı kültürü arasında kalan halk derin çelişkiler yaşadı. Bu durum, şahsiyet oluşumunda büyük sıkıntılar doğurdu; ne tam Müslüman gibi davranabildiler ne de Batı kültürüne tam anlamıyla entegre olabildiler. İslam, insanın fıtrî ihtiyaçlarına helal çerçevesinde izin verip sınırlar çizerken; bunun tam tersi olan Batı kültürü her türlü pisliği ve fuhşiyatı serbest bıraktı. İşte bu yüzden, sağlıklı bir şahsiyet oluşturamayan insanlarda, insanlığın kabul edemeyeceği davranış bozuklukları baş gösterdi.

 

Günümüz sanatçıları ise sesleri ve oyunculuk yeteneklerinden çok özel hayatlarıyla gündeme geliyor. Birçoğunun becerileri, özel hayatlarının gölgesinde kaldı ve sapkın fikirlerini toplumun önünde büyük bir özgüvenle sergilemeye devam ediyorlar.

 

Son zamanlarda şahit olduğumuz silahlı okul baskınları, bu tür dizilerin ve sanatçıların bıraktığı büyük izler taşımaktadır. Artık insanlar düşünme ve akletme kabiliyetlerini kaybetti. Küçük yaştaki bir çocuğun eline silah alıp okulu basması, zorla dayatılan bu yoz kültürün acı bir yansımasıdır. Bir yanda sistemin dayattığı sınırsız serbestlik, diğer yanda sanatçıların ferdî olarak toplumu çöküşe sürüklemesi bu sonuçları doğurmaktadır.

 

Elbette bütün sanatçıları aynı kefeye koymak adaletsizlik olur. Şahsiyet sahibi birçok sanatçı; savaşların, katliamların karşısında sessiz yığınların sesi oldu. Bir çoğu maddi zarara uğrasa da onlar, o temiz fıtratları bozmamak için gayret etti. Bu tür insanlar, toplumun gözünde müstesna bir yere sahip olmuştur.

 

Bu toplumsal ruh ve ahlaki çöküntünün temel sebebi, insanların değerlerini koruyacağı bir İslam devletinin olmayışıdır. Ecdadımız tarihe isimlerini hak, adalet ve ahlak ile yazdırdı. İslami bir devlet yeniden kurulmadıkça, bu toplumsal çöküntünün düzelmesi imkânsızdır. Artık tüm fikirler iflas etti; dünya liderlerinin adalarda yaptıkları ahlaksızlıklar, bu çöküşün son hâlidir. Yıllarca dünyaya hakkı götüren bir imparatorluğun torunları olarak bugün, dünyaya ahlaksızlık dizileriyle ön plana çıkıyoruz. Söylenecek fazla bir şey kalmadı: Tüm dünya, İslam devletine muhtaçtır. Allah bizi o günlere tez zamanda kavuştursun. (Amin)

 

"Onlar ki iman ederler ve salih ameller işlerler; ne mutlu onlara! Varacakları yer de ne güzeldir." (Rad Suresi, 29. Ayet)